5718 Sayılı Milletlerarası Özel Hukuk Açısından Yetki Sözleşmeleri Yapılması Şartları ve Esasları

KISALTMALAR……………………………………………………………….…2

GİRİŞ……………………………………………………………………….……..3

I.YETKİ ………………………………………………………………………..….3

A.KAVRAM …………………………………………………………………..…..3

II.MİLLETLERARASI YETKİ ………………………………………….…….…..3

A.KAVRAM …………………………………………………………….…….…...3

B.YETKİ SÖZLEŞMESİ KAVRAMI………………………………………………4
1. İÇ HUKUKTA YETKİ SÖZLEŞMESİ KAVRAMI……………………..…4

  a.Ayrı bir sözleşme olarak…………………………………………………..4

  b.Yetki şartı olarak………………………………………………….………..4

  2. MİLLETLERARASI USUL HUKUKUNDA YETKİ SÖZLEŞMESİ KAVRAMI……..5

  3.TÜRK MAHKEMELERİNİ YETKİLİ KILAN YETKİ SÖZLEŞMELERİ…...6

1.KONUSU………………………………………………… ………….……...7

  a) Milletlerarası Karakteri Haiz Olma …………………………………….…..7

  b) Kamu Düzenine İlişkin Olmama…………………………………………...8

  2. ŞARTLARI……………………………………………………………………9
A. ESASA İLİŞKİN ŞARTLAR……………………………………………..…9
1. Gerçek İradenin Varlığı……………………………………………….…....9

  2.Seçilen Türk mahkemesinin belirlenebilir nitelikte olması………………...10

  3.Hukuki ilişkinin belirli olması ……………………………………………...10

  4. İrade Fesadı Halleri………………………………………………………...11

  5. İrade Beyanının Kapsamı…………………………………………………..12
B. ŞEKLE İLİŞKİN ŞARTLAR………………………………………….12
1. Yazılı Şekilde Yapılmış Olma………………………………………12

  2. Yargılama Sırasından Yetkinin Doğumu…….…………………....13

  C. KABULÜNE İLİŞKİN ŞARTLAR……………………………………….….14
1. İlgi Bağının Varlığı……………………………………………………..…...14
2. Yabancı Ülkede Tenfizi İmkanı………………………………………….….14

SONUÇ…………………………………………………………………………….…15

KAYNAKÇA……………………………………………………...………………….16

5718 SAYILI MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK AÇISINDAN YETKİ SÖZLEŞMELERİ YAPILMASI ŞARTLARI VE ESASLARI

GİRİŞ

Bu çalışmada öncelikle yetki kavramı üzerinde durularak 5718 sayılı Milletlerarası özel hukuk açısından yetki sözleşmelerine iç hukuktaki mevzuat kapsamında bakılarak Yargıtay kararları ve doktrindeki görüşleri sunarak çalışma hazırlanmıştır. Kanunun eski hali ile yeni hali arasında köklü değişiklikler konumuz açısından olmamıştır. Fakat yerel yargı kararları ve Yargıtay kararları incelendiğinde yetki ile ilgili sıkıntının tam anlaşılamadığı da görülecektir.

I.YETKİ

A.KAVRAM

HUMK 9-27 maddeleri arasında yetki kavramı düzenlenmiştir. Yetki, bir davaya hangi yerdeki görevli hüküm (hukuk) mahkemesi tarafından bakılacağını belirler. HUMK ta düzenlenen yetki iç (dahili i ülke içi ) yetki olup bir davaya belirli bir devletin ülkesi içinde hangi yerdeki mahkemede bakılacağını belirler. Örneğin Türk kadının Alman kocasına karşı Türkiye de boşanma davası açabileceğini kabul edelim ( uluslar arası yetki). Bu davaya Türkiye içersinde ki hangi yer mahkemesinin ( il – ilçe) bakacağını iç yetki kuralları belirler.Dış yetki ise bir davaya hangi ülke mahkemesinin bakacağını belirler.

II.MİLLETLERARASI YETKİ

A.KAVRAM

            MÖHUK ikinci kısım birinci bölüm m.40 da milletlerarası yetki düzenlenmiştir.Milletlerarası yetki başlıklı m.40 /1” Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini, iç hukukun yer itibariyle yetki kuralları tayin eder.” Şeklindedir. Yine devamı maddeler de yetki ile ilgili özel hükümlere yer verilmiştir.

 

  MÖHUK m. 40’ın hükmü uyarınca Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisine bakıldığında ilk ele alınması gerekli kural HUMK m. 9. maddesin de “davalının ikametgâhı mahkemesi “ olarak düzenlenen genel yetki “ kuralıdır. Yetki kuralları, bütün davalar ve bazı davalar için olmak üzere ikiye ayrılır. Bunlardan kural olarak bütün davalar için uygulanan yetki kurallarına genel yetki kuralları” denir. Bazı davalar için ise davalının ikametgâhı mahkemesinin yanında başka yer mahkemeleri de yetkili kılınmıştır. Bazı dava ve dava çeşit leri için kabul edilen bu istisnai nitelikteki yetki kurallarına da genel olmayıp, yalnız belirli durumlara ilişkin oldukları için özel yetki kuralları denilir.

Yabancı unsurlu olaylarda belirli bir devletin mahkemelerinin yetkili olup olmadıkları “milletlerarası yetki (uluslar arası yetki ) “ kavramı ile ifade edilir.Bu kavram sanki devletler hukukuna dayanan bir yetki düzeni varmış zannı vermesi bakımından yanlış anlaşılmaya müsaittir. Bazı milletlerarası sözleşmeler bir kenara bırakılacak olursa, şimdiye kadar devletler hukukuna isnat edilen bir milletlerarası yetki düzeninin veya milletlerarası yetki kaidesinin varlığı iddia edilmiş değildir.

Bu açıdan milletler arası yetki, yabancılık unsuru taşıyan ilişkilerden doğan uyuşmazlıkların çözümünde hangi devlet mahkemelerinin yetkili olduğunu belirleyen bir kavram olarak tanımlanabilir.

MÖHUK m. 47 de ise konumuz olan yetki anlaşmaları ve sınırlarını düzenlemiştir.


B.YETKİ SÖZLEŞMESİ KAVRAMI
1. İÇ HUKUKTA YETKİ SÖZLEŞMESİ KAVRAMI

 

Tarafların belli bir dava (uyuşmazlık ) için kanunen yetkili olmayan bir mahkemeyi yetkili kılmak için yaptıkları sözleşmeye yetki sözleşmesi denir ( HUMK M22).

           Yetki sözleşmeleri iki şekilde yapılabilir.

 

 a.Ayrı bir sözleşme olarak: Taraflar aralarında ki bir uyuşmazlık hakkında belli bir yer mahkemesini yetkili kılmak için ayrı bir sözleşme yapabilirler.Dar anlamda yetki sözleşmesi ile bu şekildeki ayrı yetki sözleşmesi kastedilir. Yani konusu sadece yetki olan ayrı yetki sözleşmeleri daha çok uyuşmazlık doğduktan sonra yapılır.

 

b.Yetki şartı olarak:Taraflar yaptıklar bir sözleşmeye bu sözleşmenin uygulanmasından doğacak uyuşmazlıklar için belli bir yer mahkemesinin yetkili olacağına ilişkin bir hüküm koyabilirler. Bu şart sözleşmenin bir parçası olup HUMK m. 22 anlamında bir yetki sözleşmesidir.


Bir uyuşmazlıkta hangi mahkemelerin yetkili olacağı sadece usul hukuku sorunu olmayıp, aynı zamanda tabii hakim prensibi uyarınca anayasa hukukunu da ilgilendiren bir konudur.

 

Anayasanın 142. maddesi gereğince mahkemelerin yetkileri kanunla düzenlenir. HUMK 22. maddesi uyarınca da mahkemelerin yetkisinin kamu düzeni esasına göre belirlenmediği durumlarda, tarafların yetki sözleşmesi yapabileceği öngörülmüştür. Aslında yetki sözleşmesi tarafların kanunen yetkili olmayan bir mahkemeyi yetkili kılmak için yaptıkları bir usul hukuku sözleşmesidir.



2. MİLLETLERARASI USUL HUKUKUNDA YETKİ SÖZLEŞMESİ KAVRAMI

MÖHUK m. 47 Yetki anlaşması ve sınırlarını düzenlemiştir.

Madde 47 - (1) Yer itibariyle yetkinin münhasır yetki esasına göre tayin edilmediği hâllerde, taraflar, aralarındaki yabancılık unsuru taşıyan ve borç ilişkilerinden doğan uyuşmazlığın yabancı bir devletin mahkemesinde görülmesi konusunda anlaşabilirler. Anlaşma, yazılı delille ispat edilmesi hâlinde geçerli olur. Dava, ancak yabancı mahkemenin kendisini yetkisiz sayması veya Türk mahkemelerinde yetki itirazında bulunulmaması hâlinde yetkili Türk mahkemesinde görülür.           

(2) 44, 45 ve 46 ncı maddelerde belirlenen mahkemelerin yetkisi tarafların anlaşmasıyla bertaraf edilemez.


Genel olarak yetki sözleşmesi tarafların iradi olarak ihtilafların çözümleneceği mahkemeyi seçebilme imkânlarını ifade eder. Böylece, bu sözleşemeye hukuki sonuç tanındığında, ihtilaf sözleşme ile yetkisi üzerinde anlaşma yapılan mahkemede çözümlenecektir.

Yetki sözleşmeleri ile milletlerarası yetkisi mevcut olmayan Türk mahkemeleri yetkili kılınabileceği gibi; yetkili Türk mahkemelerinin mevcut yetkisine rağmen yabancı mahkemeler de yetkili kılınabilecektir.


HUMK m.22. , iç hukuk açısından, yetki sözleşmelerini düzenlemiştir. Buna göre; “Mahkemenin salahiyeti intizamı amme esasına binaen tayin edilmemiş olan hallerde iki taraf bir veya mütaaddit muayyen hususa mütaallik ihtilaflarının salahiyettar olmayan mahal mahkemesinde görülmesini tahriren mukavele edebilirler. Bu halde işbu mahal mahkemesi o davaya bakmaktan imtina edemez.”


“Yer itibariyle yetkinin kamu düzeni veya münhasır yetki esasına göre tayin edilmediği hallerde, taraflar aralarındaki yabancılık unsuru taşıyan ve borç ilişkilerinden doğan uyuşmazlığın yabancı bir devlet mahkemesinde görülmesi konusunda anlaşabilirler. Yabancı mahkemenin kendisini yetkisiz sayması halinde dava yetkili Türk Mahkemesi’nde görülür.”

 Milletlerarası özel hukuk alanında taraflara, giriştikleri akdi borç ilişkilerini belirli bir devlet hukukuna tabi kılma serbestîsi tanınmıştır. Bu ilişkilerin taşıdıkları niteliklerin sonucu olarak kabul edilen bu düzenleme kanunlar ihtilafının yerleşmiş bir kuralı olarak, bütün hukuk sistemlerinde de kabul edilmiştir. İşte sözleşme yaparken taraf iradelerine kanun seçme konusunda tanınan bu serbesti, milletlerarası yetki konusunda sözleşmeden doğacak uyuşmazlığı belirli bir mahkeme önüne getirme konusunda da tanınmıştır.

Tarafların arasındaki ilişkinin borç ilişkisine dayanması, daha açık bir ifade ile, akitten doğan borç ilişkileri ve haksız iktisaptan doğan borç ilişkileri uyuşmazlığın konusunu teşkil etmelidir. Kişi hallerine yani şahsın hukukuna ve aile hukukuna ilişkin konulardan doğan ihtilaflar için bir yetki anlaşması yapılamaz.


Bu durumda yabancı unsur taşıyan bazı hukuki ilişkiler için tarafların anlaşma ile yetkili Türk mahkemesi yerine yabancı bir devlet mahkemesinin yetkisini kabul etmeleri mümkün olacaktır. Yine pek tabii ki milletlerarası yetkisinin doğmadığı bir davada bir Türk mahkemesine yetki tanınması da mümkündür. Türk Hukuku bakımından bizi ilgilendiren yetkili Türk mahkemesinin yetkisini bertaraf eden ya da yetkisiz Türk mahkemesini yetkili kılan anlaşmaların geçerlilik şartları ve hukuki sonuçlarıdır. Bu çalışmada yetkili Türk mahkemelerinin yetkisini bertaraf etmeye muktedir anlaşmalardan ziyade, Türk mahkemelerine yetki veren anlaşmaların geçerlilik şartları ve sonuçları üzerinde durulacaktır.

Milletlerarası nitelik taşıyan hukuki ilişkilerde yetkili mahkemenin taraflarca önceden kararlaştırılması en az uygulanacak hukuk kadar önemlidir. Ancak tarafların mahkemenin yetkisini hangi şartlarla ve hangi sınırlar dahilinde kararlaştırabilecekleri meselesi usul hukukuna ilişkindir ve usul hukukunda maddi hukukta olduğu gibi tarafların genel bir tasarruf serbestisi bulunduğunu söyleyebilmek mümkün değildir. Bu hukuk dalında bir konuda taraf iradelerine açıkça etki tanınmadığı takdirde asıl olan tarafların o konuda bir anlaşma yapamamalarıdır.

3.TÜRK MAHKEMELERİNİ YETKİLİ KILAN YETKİ SÖZLEŞMELERİ


Türk mahkemelerine yetki veren anlaşmaları şekil ve geçerlilik koşulları lex fori olarak Türk usul hukukuna tabidir.MÖHUK ta milletlerarası nitelik taşıyan ihtilaflarda hangi şartlarla Tük mahkemesine yetki verileceği konusu düzenlenmemiştir.Türk mahkemelerinin yer itibari ile yetkili bulunmadığı , dolayısı ile milletlerarası yetkisinin de doğmadığı hallerde , taraflar yetki sözleşmesi ile belirli bir Türk mahkemesinin yetkili olacağını kararlaştırabilirler.Yargıtay kararında” Doktrindeki görüşlerin çoğunluğu da, sözleşme ile belirlenmiş mahkemenin yetkisinin münhasır yetki olduğu doğrultusundadır.”demiştir. Fakat Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Maddenin yazılış tarzından anlaşıldığı üzere, bu şekilde yabancı bir mahkemeyi yetkili kılan bir sözleşme yapılması halinde, uyuşmazlığa düşen tarafların önce sözleşme ile yetkili saydıkları mahkemeye başvurmaları ve yabancı mahkemenin kendisini yetkisiz sayması halinde davayı Türk Mahkemelerine getirmeleri gerekmektedir. Fakat bu sözleşme genel mahkemelerin yetkisini - Türk mahkemelerine güvensizlik şeklinde anlaşılır gerekçesi - ortadan kaldırmaz demiştir.Daha sonra hukuk genel kurulu görüşünü değiştirmiş ve münhasır yetki kabul etmiştir.

 

 

MÖHUK m. 27 ‘de yerel yetki kurallarının milletlerarası yetkiyi de tayin edeceği öngörüldüğünden HUMK m. 22’ si aynı zamanda Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisinin tesisine ilişkin şartları da ihtiva ettiği kabul edilmiştir.

Bu durumda yabancılık unsuru taşıyan ilişkilerden doğacak olan ihtilaflar açısından taraf iradelerine bağlı olarak Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisinin nasıl ve hangi şartlar altında tayin edileceği HUMK m. 22’e göre tayin ve tespit edilecektir.

Yetki sözleşmelerine sınır getirilirken farklı amaçlar gözetilmiş olabilir. Bu şartların aranmasının bir sebebi yetkilendirilen mahkemeye ilişkin olarak taraflar arasında ortaya çıkacak sorunları önlemektir. Çünkü söz konusu şartlar yerine getirildiği takdirde, sözleşme ile yetkilendirilen mahkemenin milletlerarası yetkisi meydana gelmiş olduğundan diğer tarafın itirazları herhangi bir sonuç doğurmayacaktır.


Aynı zamanda yetki sözleşmeleri ile sosyal ve ekonomik gücü olan tarafların zayıf olan tarafları tabii hâkimlerinden uzaklaştırarak hukuki haklarını talep etmeyi imkansız kılacak bir sonuçla karşı karşıya bırakma ihtimalleri de mevcuttur. Bu sebeple de yetki sözleşmelerine yansıyacak taraf iradelerine bir sınırlam getirilmiş olduğu düşünülebilir.

1.KONUSU
a) Milletlerarası Karakteri Haiz Olma

 

           MÖHUK ta milletlerarası unsurunun tanımına yer verilmemiştir. Milletlerarası unsurunun somut olayın özelliğine göre değerlendirmek gerekecektir. Hâkim olayı incelerken dar yorum yaparak milletlerarası unsur olup olmadığını dar bir çerçeve de değil genel kabul gören kriterlerden yararlanarak yapacaktır.

 Borç ilişkisi, yabancılık unsurunu taşımalıdır. Uyuşmazlığın doğduğu borç ilişkisinde, taraflardan birinin veya her ikisinin yabancı olması veya akdin yapıldığı yerin veya icra yerinin yabancı ülke olması veya akid konusunun yabancı ülkede bulunması veya borç ilişkisinin yabancı ülkede doğması veya borç ilişkisine uygulanacak, hukukun yabancı bir hukuk olması gibi, bir yabancılık unsurunun bulunması gereklidir. Yabancılık unsuru taşımayan bir borç ilişkisi için yabancı ülke mahkemesine yetki veren anlaşma Türk hukuku yönünden geçerli olmaz.

 

            İç hukuk yetki anlaşmalarını düzenlemeye yönelik bir hüküm olması nedeniyle HUMK. m. 22 de öngörülmemiş olmakla birlikte , bir Türk mahkemesinin milletlerarası yetkisinin tayinin de taraf iradesinin dikkate alınabilmesi için öncelikle hukuki ilişkinin milletlerarası unsur taşıması gerekir.

 


HUMK 22. maddesinin iç hukuk kurallarının hükmettiği hukuki ilişkilere uygulanacaktır. Milletlerarası nitelik taşıyan hukuki sorunda da yine bu maddeye gönderme yapılmasından dolayı bu şekilde bir tasnifin yapılması da gereksiz olduğu görülecektir.


  b. Kamu Düzenine İlişkin Olmama


Yetki sözleşmesine konu olayda kamu düzenine ilişkin bir husus var ise bu durumda bu mahkemenin yetkisinin ortadan kaldırılması mümkün değildir.Türk hukukunda mahkemelerin yetkisini düzenleyen kuralların bir kısmının yetkisinin kamu düzeni ile ilgili olduğu kabul edilmektedir. HUMK ta kesin yetki kuralları konusunda birlik vardır. Bunlar, terekeye ilişkin davalar HUMK m.11,Taşınmaz mal aynına ilişkin davalar. MÖHUK ta ise hangi yetki kurallarının milletlerarası yetki bakımından münhasır yetki niteligi taşıdığı belirtilmemiştir.MÖHUK ve HUMK taki yetki münhasır niteliginin farklıdır.Milletlerarası suusl hukuku bakımından kesin yetki davanın mutlak surette bir Türk mahkemesinde görülmesini ifade eder. Kesin yetkili HUMK m. 22 de de mahkemenin salahiyeti(yetki) intizamı amme (kamu düzeni) esasına binaen tayin edilmemiş olan hallerde yetki sözleşmesine izin vermiştir. Bu durumda kamu düzenine ile ilgili bir yetki durumunda tarafların yapmış oldukları yetki anlaşmaları geçerli kabul edilmeyecek ve kanunun yetkili kıldığı mahkemede dava açılabilecektir.

 

           Kesin yetkili mahkemeler ile tarafların anlaşmaları ile başka mahkemelerin davaya bakması önlenmek istenmiştir. Münhasır ( kesin ) yetki kaideleri, dava konusunun sadece Türk mahkemelerinde görülmesini sağlamak amacıyla konulan ve bunu temin eden kaidelerdir.

 

Örneğin; iş davalarında, davalının ikametgah mahkemesi ile işyeri mahkemesini yetkili kabul eden 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun m.5 de; "İşçiyi" korumak gayesiyle konulmuştur ve kamu düzeni düşüncesine dayanır. O nedenle bu iki yetkiyi bertaraf eden yetki sözleşmeleri geçerli değildir. Türkiye'deki taşınmazların aynına ilişkin davaların görülmesinde de Türk mahkemelerinin yetkisi "münhasır"dır. ( HUMK m. 13 ). Keza cebri

icra ile ilgili davalarda, aşağıda değinileceği üzere "münhasır" yetki kurallarına bağlıdır.

 

 

Uyuşmazlığın milletlerarası nitelikte olması durumunda ise kamu düzeni ile ilgili yetkinin nasıl anlaşılması gerektiği karşımıza çıkacaktır.

 

           Yetki anlaşması kamu düzenine açıkça aykırı olmamalı ülkenin kamu düzenini bozmamalıdır. Ahlak ve dürüstlük kurallarına, tolumun, hukukun temel ilke ve değer yargılarını, adaleti, ahlak anlayışını ,anayasa da yer alan temek haklar, ciddi şekilde sarsan ve aykırılık oluşturan olaylar kamu düzenini ihlal eden olgulardır.

 

Bu tür halde mahkeme yabancı ülkenin kamu düzeni ile ilgili yetkisini de incelenmesi gerektiği konusunda farklı görüşler vardır.Bu durumda bu tür yetkinin daha geniş tutulması gerektiği ve geniş yorumlanması gerektiği de ileri sürülmüştür.

 

           İç hukuk yetki anlaşmaları için öngörülen bu şarta, milletlerarası unsurlu bir hukuki ihtilafın söz konusu olduğu hallerde dikkate alınmaması gerektiği görüşü ileri sürülmüştür.Bir görüş ( Nomer) yabancı ülkenin kamu düzenine dayanılmak sureti ile Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisizliğini iddia etmek mümkün olmadığını ileri sürmüştür.Bir başka görüş ise ( sargın ) seçilen mahkemenin vereceği kararın yetkisi kamu düzeni esasına dayalı mahkemenin ait olduğu devlet ülkesinde tenfiz edilme imkanı bulunmadığı için yetki anlaşmasına etki tanınmaması gerektiği yönündeki görüşü reddetmiş ve gerekçe olarak seçilen mahkemenin vereceği kararın , yetkisi bertaraf dilen bu devlet ülkesinde tenfizinin şart olmadığını ve Türk mahkemelerinin vereceği bu karara dayanılarak bu devlet ülkesinde icrai bir işlem yapılacak olma ihtimali bulunda bile tarafların Türk mahkemesinin vereceği kararın etkisinden Türkiye’de yararlanacak olmaları yabancı mahkemeleri bu nitelikteki (yani kamu düzeni ne ilişin yetki) dikkate alınmasını önler.

 

Maddeyi sadece sözü ile yorumlamak çeşitli sorunlarında ortaya çıkmasına sebep olacaktır. Hakimin yetkili olması ihtimal dahilin de olan tüm devletlerin yetki kurallarını ve mahiyetini bilme ve araştırma zorunda kalacaktır.Fakat Türk mahkemesinden bu şekilde bir araştırma yapılmasını beklemek beklenmemelidir. Bu beklendiği taktirde ise esasına bile girilmeyen davalar oluşacak hakimlere gereğinden çok fazla bir yük yüklenmiş olacaktır.

 


2. ŞARTLARI
A. ESASA İLİŞKİN ŞARTLAR

1. Gerçek İradenin Varlığı

Hukuki etki tanıdığı sözleşmelerin özgürce oluşmuş iradelerin karşılıklı beyanı ile kurulmuş olması tartışmasızdır. Sözleşmenin oluşmasında taraf iradelerinin serbestçe oluşumunu etkileyen haller var ise bu sözleşmeye geçerlilik tanınmaması gereklidir. Bu duruma taraflardan birinin üstün ekonomik ve sosyal gücünün diğer taraf iradesini serbestçe oluşumunu etkilediği hallerde yetki anlaşmasına geçerlilik tanımamak hukukun genel ilkeleri gereğidir.

 

Üstün ekonomik ve sosyal güce sahip taraf lehine yapılmış bir yetki anlaşmasının zayıf tarafın kendisini daha iyi koruyama getirecek bir anlaşma ilişkisi fırsatı içinde bulmadığı durumlarda bu durum kişinin zayıflı sebebi ile ahlaka aykırı kabul edilip geçerli sayılmamalıdır.

 

2.Seçilen Türk mahkemesinin belirlenebilir nitelikte olması

 

HUMK 22. maddesi milletlerarası nitelikli olaylarda da uygulama alanı bulmakta olup, Bu madde de “ihtilafların salahiyettar olmayan mahal mahkemesinde görülmesini…” ifadesinden hareketle doktrinde yetki anlaşmasında yetkili kılınan Türk mahkemesinin açık ve kesin olarak tespit edilmesi gerektiği kabul edilmiştir.

 

Yetki anlaşmasında Türk mahkemeleri yetkilidir. Şeklinde genel bir yetki veren şart mahkemenin kesin ve belirli olma durumunu göstermediğinden geçerli sayılmaz. Bu sebeple yetki sözleşmesinde mahkemenin tam olarak belirlenmesi gereklidir. Örnek verecek olur isek bir sözleşmede taraflar aramızda bu sözleşmeden dolayı çıkacak olan ihtilaflardan dolayı Kayseri Mahkemeleri yetkilidir. Şeklinde bir sözleşme yapabilirler.

 

Fakat bu kural uygulanırken belirli olma şartını iç hukuktakinden farklı bir şekilde yorumlanması gerektiği ileri sürülmektedir. Yani taraflar genel olarak bir devletin mahkemelerini yetkili kılan bir sözleşme yapmaları halinde , iradeler ile taraflar bu devletin mahkemelerini yetkili hale getirmektedirler.Bu sebeple de bu davaya bakacak mahkemenin tayininde de o devletin yer itibari ile ilgili yetki kuralları uygulanarak yetkili mahkeme bulunmalıdır.

 

Zira HUMK m. 22 de yetki sözleşmesinde seçilen mahal mahkemesinin belirtilmesi gereği zikredilmişse de, HUMK m. 23 de “salahiyettar olmayan bir mahkemede aleyhine dava ikame olunan kimse esasa girişmezden evvel bu bapta itirazda bulunmazsa o mahkemenin salahiyetini kabul etmiş olur” şeklinde hüküm sevk edilerek davalı tarafın yetkiye ilişkin itirazlarını esasa girmeden bildirmemesi halinde davalının, davanın görüldüğü mahkemenin yetkisini kabul etmiş sayılacağını açıkça ifade etmiştir. Yani davacının yetkili olmayan bir mahal mahkemesinde dava açmasına hukuki bir mani yoktur. Yetkiye ilişkin itirazları varsa davalı ileri sürmelidir. Bu sebeplerle genel bir yetki verilmiş olsa bile bu sözleşmeye geçersizlik anlamı yüklemeyip davalının mahkemede dava açması beklenmeli yetki itirazına göre mahkeme karar vermelidir.

 

Tarafları yetki anlaşması yapmaya sevk eden sebep aralarındaki yetki anlaşması en uygun mahkemede dava arak davlarının görülmesinin teminidir. Bu sebeple taraflar dava konusu olaya en yakın olan, en hızlı ve çabuk az masrafla başvurabilecekleri tarafsız bir mahkemede ihtilaflarını halletmek için yetki sözleşmesi yaparlar. Oysa davacıya istediği mahkemede dava açma hakkı tanındığı takdirde, davacı içtihat ve kararları ile en çok işine gelen mahkemede veya davalı için en müsait olmayan yer mahkemesine başvurabilecektir.

 

Bu durumda iç hukukun yer itibariyle yetkiye ilişkin uygulamaları ile birlikte taraf iradelerinin yorumu birlikte değerlendirildiğinde davacının kötü niyetli dava ikame etmesi karşısında davalının yetkiye ilişkin itirazları kabul edilebilecek ve Türk mahkemesi anılan gerekçelerle yetkisizlik kararı verebilecektir.

 

3.Hukuki ilişkinin belirli olması

Yetki anlaşması akdedilirken bilinmeyen bir hukuki ilişkiden yada taraflar arasında ileride söz konusu olabilecek her türlü ilişkide n kaynaklanan ihtilafların çözümünü yabancı bir devlet mahkemesinin yetkisine tabi kıldıkları düşünülemez. Zira bu durumda hukuki ilişkinin dolayısıyla bir yetki sözleşmesin doğumuna sebep olacak bir irade ve olayın varlığından bahsedilemez.


HUMK m. 22 de “bir veya müteaddid muayyen hususa müteallik ihtilafların” halli mercii olarak tarafların mahkeme seçebilecekleri ifade edilmiştir. Böylece anılan madde ile yetki anlaşmasına geçerlilik tanınabilmesi için bu anlaşmanın ilgili olduğu hukuki ilişkilerin belirli olmasının şart koşulduğu anlaşılmaktadır.



Bu durumda tarafların mahkeme seçme imkanı ancak aralarında mevcut somut hukuki ilişki bakımından söz konusu olabilir. Zaten yetki sözleşmelerine dolayısıyla yetki kuralları konusunda taraf iradelerine etki tanınmasının en önemli sebebi tarafların somut hukuki ilişki bakımından en uygun mahkemede davalarının görülmesini temin etmeleridir.

Zira somut hukuki ilişkinin olmadığı bir dönemde yapıldığı iddia edilen yetki sözleşmesinde tarafların bu yönde iradelerinin oluştuğu iddia edilemeyecektir.

Bunun yanında kural olarak ileride doğması muhtemel bir haksız fiil hakkında akdedilecek bir yetki anlaşması, geçersiz sayılacak olmakla beraber, tarafların aralarındaki mevcut veya belirlenebilir nitelikte bir hukuki dolayısıyla ortaya çıkabilecek haksız fiil taleplerinin de, ancak seçilen mahkemede dermeyan edilebileceğini öngören bir anlaşma dikkate alınabilmelidir.


4. İrade Fesadı Halleri


Tarafların Türk mahkemesini yetkili kılan iradelerini sakatlayan bir irade fesadı hali söz konusu olduğunda bu yetki sözleşmesine geçerlilik tanınmayacaktır. Taraflar hata hile ya da diğer iradeyi sakatlayan sebeplerin varlığı nedeniyle yetki sözleşmesine taraf olmuş olabilir. Türk hakimi huzurundaki davada bu şekilde bir iradeyi sakatlayan irade fesadı hallerinden birinin varlığını tespit ettiği takdirde o yetki sözleşmesine etki tanımayarak yetkisizlik kararı verecektir.


Ayrıca yetki sözleşmesinin geçerliliğinin ilgili olduğu hukuki ilişkinin geçerliliği ile bir ilgisinin bulunmadığı ileri sürülmüştür. Üstündağ hukuki ilişkinin geçerliliği ile hüküm ve sonuçlarını doğurması için aranan şartlarla, yetki anlaşmasının geçerliliği ve etki doğurabilmesine ilişkin olarak aranan şartların birbirinden farklı olduğu görüşünü savunurken yetki anlaşmasının ilgili olduğu hukuki muamelenin ayrılmaz bir parçası veya cüzü olmadığını belirtmiştir. Bu durumda Türk mahkemesi kendisini yetkili kılan yetki sözleşmesinin ilgili olduğu hukuki muamelenin geçersiz olduğunu tespit ettiği takdirde dahi yetki sözleşmesinin de geçersiz olduğunu kabul edip yetkisizlik kararı vermemelidir. Zira taraflar somut hukuki ilişkilerindeki hukuki ihtilafları –yetki sözleşmesinin ilgili olduğu hukuki ilişkinin geçerliliğine ilişkin ihtilaflar da dahil olmak üzere- seçilen mahkemenin yargı yetkisine tabi kılmaktır.


Böylece bu görüşe Türk mahkemesini yetkili kılan yetki şartını ya da bizzat yetki sözleşmesini oluşturan iradelerin oluşumunda irade fesadı hallerinden birinin olması halinde iş bu sözleşmeye etki tanınması mümkün olmayacaktır.


Yetki sözleşmesinin ana sözleşme içerisindeki konumuna göre bir değerlendirme yapılması ve ona göre esas sözleşmenin fesada uğramasının yetki sözleşmesine veya yetki şartına etkisi değerlendirilmelidir. Gerçekten de milletlerarası nitelik taşıyan anlaşmalarda yargı yeri taraflar için genelde çok önemli olmakta ve esas sözleşmenin oluşmasına etki etmektedir. Çünkü taraflar kendi hukuklarını daha iyi bilmekte ve hukuki korumadan da daha iyi yararlanmak imkânları olacaktır. Bu durumda milletlerarası nitelik taşıyan sözleşmelerin bu özellikleri de dikkate alınarak yetki sözleşmesinin veya yetki şartının esas sözleşme için ana unsur olduğu veya sözleşmenin akdedilmesinde çok önemli bir işlev gördüğü anlaşıldığında yetki sözleşmesi ile esas sözleşmenin ilgili olduğu sözleşmenin ayrık olduğu iddia edilmemelidir. Yetki sözleşmesinin ilgili olduğu sözleşme; iradeyi fesada uğratan hallerden birinin varlığı ile geçersiz olduğu takdirde, ayrıca yetki anlaşmasının veya yetki şartını doğuran iradelerin irade fesadı hallerinden biriyle sakatlanmış olduğu ayrıca aranmamalıdır.


5. İrade Beyanının Kapsamı


Taraflar yetki sözleşmesi yaparken aralarındaki hangi hukuki ihtilaflarını seçtikleri mahkemenin yetkisine tabi kılacaklarını da tayin ederler. Türk mahkemesini yetkili kılan bir yetki sözleşmesinin varlığı yetkinin doğumu için yeterli olmayacaktır. Bu durumda bir Türk mahkemesine yetki veren bir sözleşmede Türk hakimi dava konusu hukuki ihtilaf bakımından yetkili olup olmadığını taraf iradelerinin yorumu ile huzuruna gelen ihtilaf için de mi kastettiklerini ayrıca araştıracaktır. Eğer huzurdaki davanın tarafların bir Türk mahkemesinde görmelerini arzu ettikleri hukuki ihtilaflarının kapsamı dışında kaldığını tespit ettiği takdirde yine Türk mahkemesi yetkisizlik kararı vermelidir.

 

 

Buna karşılık davasını Türk mahkemesinde ikame eden davacının talebini, somut bir hukuki ilişkinin varlığı nedeniyle dolaylı olarak ortaya çıkan bir hukuki sebebe dayandırdığı durumlarda yetki anlaşmasına geçerlilik tanınmamalıdır. Bunun en tipik örneği haksız fiillerdir. Haksız fiilin yetki sözleşmesinin ilgili olduğu sözleşmenin ifası sırasında meydana gelmiş olmasında dahi yetki sözleşmesine yine etki tanınmamalıdır. Meğerki taraf iradeleri hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde aksi yöne mutabakata varmış olsun.


Bu durumda Türk mahkemesine yetki tanıyan sözleşmenin varlığına vesile taraf iradelerini dikkate almak ve irade beyanının yorumundan Türk mahkemesi huzurundaki hukuki ihtilafın Türk mahkemesinde görülmesinde taraf iradelerinin mutabakatı mevcut olduğu anlaşıldığında yetki sözleşmesine etki tanınmalıdır.



B. ŞEKLE İLİŞKİN ŞARTLAR
1. Yazılı Şekilde Yapılmış Olma


HUMK m.22 de, tarafların aralarındaki hukuki ihtilafı, “selahiyettar olmayan mahal mahkemesinde görülmesini tahriren mukavele edebilirler” şeklinde hüküm sevk edilmiştir. Anılan maddede yetki sözleşmesinin geçerli olmasının onun yazılı şekilde akdedilmiş olmasına bağlı tutulduğu anlaşılmaktadır. Ancak sadece yazılı şekilde yapılmış olmasından bahsedilmesi ve bu konuda başkaca hiçbir hüküm sevk edilmemiş olması bir Türk mahkemesini yetkili kılan sözleşmenin yazılı olmasından ne anlaşılması gerektiğinin genel kurallara bırakıldığını göstermektedir.


           Bu konuda BK m.11 de Kanunda öngörülen şeklin kapsam ve etkisi hakkında başkaca bir hüküm bulunmadığı hallerde, sözleşmenin bu şekle riayet edilmedikçe sahih olmayacağı hükme bağlanmıştır. Dolayısıyla HUMK’ ta öngörülen yazılı olma şartının bir sıhhat şartı olduğundan şüphe etmemek gerekir.


Türk mahkemelerini yetkili kılan yetki sözleşmelerinde de kıyasen uygulama alanı bulacak olan ilgili anılan madde uyarınca yazılı olma şartı aranacak mıdır? HUMK m.22’de yer alan bu şekil şartı, milletlerarası unsurlu ilişkilerde hukuki güvenlik ve belirliliği sağlayacak ve milletlerarası ticaret hayatının icaplarına uygun düşecek şekilde yorumlandığı takdirde, yazılı olarak yapılan veya sözlü şekilde yapılmakla beraber yazılı bir belge ile ispat edilebilen yetki anlaşmaları ile, milletlerarası ticaret hayatında cari teamül ve adetlere uygun şekilde yapılan yetki anlaşmalarının şeklen geçerli olacağı kabul edilmelidir.


           Bu durumda Türk mahkemesini yetkili kıldığı ileri sürülen yetki sözleşmesinin yazılı olmasını katı yorumlamamak gerekmektedir. Yazılı olmamakla birlikte bazı diğer yazılı belgelerle de tarafların bu yöndeki iradeleri tespit edilebiliyorsa Türk hakimi o sözleşmeye etki tanımalıdır. Ancak yetki sözleşmesinin geçerli sayılması için her iki tarafın değil de sadece yetki anlaşması kendisine karşı ileri sürülen tarafın imzasının bulunuyor olmasını yeterli kabul eden görüşü doğru bulmuyorum. Anılan görüş; bir tarafın, icabı ile sürekli bağlı kalmasını veya karşı tarafın icapta bulunanın icabını elinde sürekli bir koz olarak bulundurmasına imkan verecek bir yaklaşımdır. Halbuki geçerli bir sözleşmeden bahsedebilmek için aranan asgari şart tarafların bir Türk mahkemesini yetkili kıldıklarına dair herhangi bir ihtilafın olmamasıdır. Bir tarafın usulüne uygun bir şekilde karşı tarafa bildirdiği icabına makul bir süre içinde karşı tarafın kabulü ile karşılık gelmezse artık icapta bulunanın icabı ile bağlı olduğunu düşünmek hukuk mantığı ile bağdaşmayacaktır.


2. Yargılama Sırasından Yetkinin Doğumu


           Her ne kadar HUMK’un anılan maddesinde yetki sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması öngörülmüşse de yine hemen aynı maddeden sonra gelen maddede; yetkili olmayan bir mahkemede aleyhine dava ikame olunan kimsenin esasa girmeden önce davanın görüldüğü mahkemenin yetkisine itirazda bulunmazsa, davanın görüldüğü mahkemenin yetkisini kabul etmiş sayılacağı hükme bağlanmıştır. Dolayısıyla bir Türk mahkemesinde ikame edilen bir davada Türk hakimi hemen yetkisizlik kararı vermemesi gerekir. Zira davalı tarafından süresi içerisinde yetki itirazında bulunulmadığı takdirde Türk mahkemesi somut hukuki ihtilaf bakımından yine yetkili hale gelecektir.


Usul hukukunda davanın esasına girişilmezden evvel taraf teşkilinin tamamlanması ve belirtilen süreler içerisinde bir layihalar teatisi öngörülmüştür. Dolayısıyla dava dilekçesi ile muhatap olan taraf davanın esasına ilişkin cevaplar verebileceği gibi öncelikle yetkiye ilişkin itirazlarda bulunabilecektir. Davalının yetkiye ilişkin itirazı mahkemece öncelikle ve esasa girişilmezden evvel incelenerek sonuçlandırılacaktır. Ayrıca HUMK’ ta davalı tarafa tayin olunan süre içinde cevap vermesi müşkül olacaksa veya olağanüstü bir sebebe binaen mümkün olmadığı anlaşılırsa ilave süre verilebileceği belirtilmiştir.


Bu durumda dava dilekçesini tebellüğ eden davalı davaya cevap verebileceği gibi, yetkiye ilişkin itirazlarını da bildirebilecektir. Ancak sadece davaya cevap vermekle yetinip yetkiye ilişkin hiçbir itirazda bulunmazsa Türk hakimi davalının Türk mahkemesinin yetkisine itiraz etmemesini zımni bir yetki sözleşmesinin varlığına karine sayıp davayı görmeye devam edecektir. Davalının cevap dilekçesinde hem Türk mahkemesinin yetkisine ilişkin itirazlar hem de davanın esasına ilişkin cevaplar mevcutsa; davalının sadece davanın esasına ilişkin beyanlarından mahkemenin yetkisini kabul ettiğinin kabulü mümkün değildir.

Davalı yetkiye itiraz etmeden esasa ilişkin cevaplar vermişse davalı Türk mahkemesinin yetkisini kabul etmiş sayılacaktır. Burada bir yetki sözleşmesinin olmadığı aksine tarafların usuli muamelelerine Türk usul Hukukunun bağladığı bir sonuç vardır. Nomer ve Çelikel Türk mahkemesinin yetkisinin baştan taraf iradesine dayanan bir yetki sözleşmesi ile kurulmadığı, ancak HUMK 23. maddesi gereği doğduğunu haklı olarak ileri sürmüşlerdir.

İç hukuk yetki kuralları gereği davalıya tebligat yapılmasına rağmen davalı duruşmalara gelmiyorsa mahkemenin yetkiye ilişkin bir karar almasına gerek kalmadan davaya devam olunabilecektir. Ancak milletlerarası unsur taşıyan bir yetki anlaşmasına aynı etkiyi tanımak mümkün değildir. Bu durumda usulüne uygun bir tebligata rağmen davaya gelmeyen davalının bu davranışının zımni bir kabul yorumlanamaz. Davalının bu olumsuz davranışı aralarındaki hukuki ihtilafın halli makamı olarak Türk mahkemenin yetkisini de tanımadığı anlamını taşımaktadır.


C. KABULÜNE İLİŞKİN ŞARTLAR
1. İlgi Bağının Varlığı


Tarafların Türkiye ile hiç ilişkisi olmayan hukuki ihtilaflarını da iradeleri ile Türk mahkemeleri önünde getirebilmeleri mümkün olabilmelidir. Doktrinde çoğunlukla benimsenen görüşe göre kanun koyucu Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisinin sadece taraf iradelerine bağlı olarak doğabileceğini genel olarak kabul etmiştir.


Gerçekten de taraflar tarafsız bir mahkeme olduğunu düşünerek Türkiye ile hiçbir ilgisinin bulunmamasına rağmen aralarındaki hukuki ihtilaflarını Türk mahkemeleri önünde görülmesini arzu edebileceklerdir. Bu durumda Türk hakimi huzurundaki hukuki ihtilafın Türkiye ile hiçbir ilgisinin olmadığını gerekçe göstererek yetkisizlik kararı veremeyecek; aksine iş bu mahal mahkemesi o davaya bakmaktan imtina edemeyecektir.

2. Yabancı Ülkede Tenfizi İmkanı


Türk mahkemesinin vereceği bir kararın yabancı bir ülkede tenfizi imkanının bulunmaması kural olarak yetki sözleşmesine etki tanınmasının bir şartı değildir. Mahkemenin yetkisi ile verdiği kararın yabancı bir ülkede tenfiz kabiliyeti ayrı konulardır ve ayrı değerlendirilmelidir. Ayrıca tarafların Türk mahkemesinin vereceği karardan Türkiye’de veya tenfiz imkanı bulunan bir başka yabancı ülkede faydalanma imkanı olduğu gibi, kararın verileceği ana kadar söz konusu yabancı ülkede de tenfiz şartları oluşabilecektir. Her şeye rağmen, Türk mahkemesinin vereceği hükmün hukuki etkisinden ne Türkiye’de ne de tanıma ve tenfiz şartlarına bağlı olarak yabancı bir devlet ülkesinde yararlanılmayacak olduğu istisnai bazı hallerde, yetki anlaşmasına rağmen, davanın Türkiye’de görülememesi gerekir.

 

SONUÇ

Milletlerarası(yabancı) özellik taşıyan ve borç ilişkilerinden doğan uyuşmalıklarda taraflar yapacakları yetki sözleşmesi ile yabancı bir devlet mahkemesinde davayı gördürdüklerinde yetki sözleşmesinin geçerlilik şartları lex fori’ye tabidir.Yetki sözleşmesinin geçerlilik koşulları, bu durumda lex fori ye göre değerlendirilecektir. MÖHUK m. 47 çerçevesinde geçerli bir yetki sözleşmesi yapılmış olması halinde MÖHUK bağlamında yabancı mahkemenin vermiş olduğu karar Türk mahkemelerinde tenfiz edilebilecektir.

 

Milletlerarası ilişkilerde çeşitli ülkeler ve b ülkelerin makamları devreye girdiğinden devletler kendi yetkilerini iç hukukları ile karşı tarafa devretmek istemezler. Uluslararası anlaşmalarla kabul gören şartlar konulup bu tür sıkıntılar çıkartan durumlar için uygulamacılara yardımcı olunmalıdır. Aksi taktirde ise çeşitli yorumlarla karşımıza konumuzda ki şekli ile davanın en başında incelenmesi gereken yetkinin belirlenememesi ve hak arayışında sorunla karşılaşılması durumu doğabilecektir.

 

Taraflar aralarında anlaştıklarında bir sorun olmamakla birlikte anlaşmazlık çıktığı halde yetki sorunu ile taraflar esasa girmeden işin başında yorulacaktır.

Avukat Hacı osman Özüklü

Makaleyi İndir